İzmir Ticaret Odası Başkan Vekili Ve Ak-Galvanız Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Akın Kazançoğlu İle Yapılan Röportaj 21.04.2009

 Assos Antik Mermer San. Tic. Ltd. Şti Kurucularından Sayın Enis Yurdakök İle Yapılan Röportaj 28.03.2009

 Akça Holding Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Rıza Akça İle Yapılan Röportaj 16.03.2009

 İstanbul Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı Sayın Sezai Onaral İle Yapılan Röportaj 06.03.2009

 Sevilen Şarap Sanayi Anonim Şirketi Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Murat Güner İle Yapılan Röportaj 17.02.2009

 İsabey Bağları Ve Bağevı Restaurant İşletmesi Müdürü Sayın Nilgün Yay İle Yapılan Röportaj 07.02.2009

 Royal E-Dış Ticaret Akademisi Yönetim Kurulu Başkanı Halım Öztürk İle Yapılan Röportaj 15.01.2009

 Ontur Otelleri Genel Müdürü Sayın Gökçe Kesikçiler İle Yapılan Röportaj 30.12.2008

 Pınar Cansu Ltd. Şti Kurucusu Sayın Mustafa Şaşal İle Yapılan Röportaj 27.12.2008

 İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Sayın Necip Kalkan İle Yapılan Röportaj 06.11.2008

 Volkan İtfaıye Malzemeri Sanayı Ve Ticaret Ltd. Sti Yönetim Kurulu Baskanı Sayın İsa Tecim İle Yapılan Röportaj 30.01.2010

 Orkide Yağları-Küçükbay Anonim Şirketi Dış Ticaret Müdürü Sayın Ahmet Kuddusi Us İle Yapılan Röportaj 28.05.2009

 Alfemo Mobilya Pazarlama Müdürü Sayın ´ Süleyman ZORAL´ İle Yapılan Röportaj 07.04.2010

 2d Collection Şirketi Yöneticilerinden Sayın ´Onur Asi´ ile Yapılan Röportaj 18.02.2010

 Akay Optık Sanayı Ve Tıcaret Lımıted Sırketı Yönetım Kurulu Baskanı Sayın ?Mehmet Akay? Ile Yapılan Röportaj 25.02.2010

 IEP Atex -Enerji Petrol Enstitüsü Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Nurettin Terzioglu İle Yapılan Röportaj 28.12.2009

 Enka Holdinge Ait Grup...

 Hasmar Yatçılık Ve Deniz Araçları Sanayi Ticaret Limited Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın ´Hasan Hakyemez´ İle Yapılan Röportaj 30.08.2009

 Deniz Ticaret Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Geza Dologh İle Yapılan Röportaj 03.08.2009

 İzmir Fuarcılık Anonim Şirketi Genel Müdür Yardımcısı Sayın Ertan Koyuncu İle Yapılan Röportaj 03.07.2009

 Haz Sirketler Grubu Yönetim Kurulu Baskanı Sayın ´Abit YESİLKAYA´ İle Yapılan Röportaj 24.03.2010

 Tutkunlar Endüstriyel Ürünler Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Ümmet Alaca İle Yapılan Röportaj 17.06.2009

 Sm Saraylı Limited Şirketi İstanbul Bölge Müdürü Sayın Selahattin Çalışır İle Yapılan Röportaj 17.06.2009

 İzmir Ticaret Odası Başkan Vekili Ve Ege Hazır giyim Ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Jak Eskinazi İle Yapılan Röportajı 22.04.2009

İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanı Sayın Necip Kalkan İle Yapılan Röportaj 06.11.2008
Yıllardır İzmir Ticaret Odası Meclis Başkanlığı görevini başarılı bir  şekilde yürüten Sayın Necip Kalkan görevinin tüm gereklerini layıkıyla yerine getirdiği gibi İzmir’deki tüm esnaf, ticaret şirketleri, kişi ve kurumların her zaman yanlarında olmakta ve ihtiyaçları olduğu zamanda her türlü özveriyi göstermektedir.

Sayın Necip Kalkan’la Ticarette markalaşma üzerine yapılan röportajımız aşağıda sunulmuştur.

Marka ve patent sektörüne sizce neden ihtiyaç duyulmuştur ve sektör nasıl ortaya çıkmıştır?

 
Globalleşmeyle gelen rekabet ortamıyla, yaratıcılığın yükselen bir değer haline gelmesi ve teknolojide kaydedilen hızlı ilerlemelerle sınai mülkiyet hakları son derece önemli bir hale gelmiştir.

 
Rekabet ortamı; firmaların gider kalemlerinde ar-ge faaliyetlerine daha fazla yer vermelerini ve markalaşarak rakipleri arasında farklılık yaratmalarını zorunlu kılmıştır.
 

Bu gelişmelerin devamında firmaların buluşlarını korumaları ve marka tescili yolu ile markalarını koruma altına almaları gerekmiştir.

 
Tüm bu zorunluluklar marka tescili ve patent koruması alanında faaliyet gösteren firmaların varlığını zorunlu hale getirmiştir.

 
Bu sektörün Türkiye’deki gelişimi ve önemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
 

Patent başvurularına bakıldığında, sınai mülkiyet haklarının öneminin ülkemizde halen yeterince anlaşılmadığını görüyoruz.

 
Ülkemizdeki patent başvuru sayısı maalesef gelişmiş ülkelerin oldukça gerisinde.

 
Ancak yine de ülkemizde her yıl patent başvuru grafiğinin yukarı doğru seyretmesi ve patent başvurularında yerli firmaların payındaki artış memnuniyet verici.

 
Türk Patent Enstitüsü’nün verilerine baktığımızda; 2000 yılında 277’si yerli, 3.156’sı yabancı toplam 3.433 olan patent başvuru sayısının, 2007 yılında 55 artarak, 1.838’i yerli, 4351’i yabancı olmak üzere toplamda 6.189’a ulaştığını görüyoruz.

 
Rakamlar ülke genelinde patent başvuru sayısının, özellikle de yerli firmalara ait başvuru sayısının önemli ölçüde arttığını gösteriyor.

 
Demek ki yerli firmalar artık ar-ge faaliyetlerine ve buluşlarını koruma altına almaya daha fazla önem veriyorlar.

 
Marka tesciline ilişkin rakamlar da benzer sonuçlara ulaşmamızı sağlıyor.

 
Ülkemizde her geçen gün marka başvuru sayısının arttığı gözlemleniyor.

 
İstatistiklere göre 2002 yılında başvurusu yapılan marka sayısı 36 bin 429 iken, 2007 yılında 58 bin 713’ ü yerli, 13 bin 920’si yabancı olmak üzere 72 bin 633’e ulaşmış.

 

1995 yılından 2008 yılına kadar tescili yapılan marka sayısı ise, 2001 yılından beri sürekli artış kaydederek toplam 295 bin 202 olmuştur.
 

Bu rakamın her yıl katlanarak artmasını diliyorum.

 

Marka olmaktaki kıstaslar nedir?

 

Marka, çoğumuzun ilk anda aklına geldiği gibi, yalnızca bir kelime, harf ya da amblem değil, şirket kültürünün, kalitesinin, farklılığının ve hizmetinin bir simgesidir.
 

Hatta marka kısaca, müşterilerin ve tüketicilerin, mal veya hizmetlere dair algılarının içselleştirilmiş bir özeti olarak tanımlanabilir.

 
Gerçek bir marka, tüketicinin aklında kendine özgü bir yeri işgal eder. Bu, tüketicinin algılayış biçimidir, kurumun sağladığı ve tüketicinin tecrübe ettiği ürünün ve hizmetin özet bir toplamıdır.

 
Artık sadece sağlık, çevre ve kalite standartlarına uygun üretim yapmak, firmaları diğerlerinden farklı kılmamaktadır.

 
Çağa uyum sağlayan firmalar; mal ve hizmet üretme, kalite arttırma çalışmaları kadar oluşturdukları imajlarını da pazarlamaya çalışmaktalar.

Kısacası günümüzde bir firmanın markası; ürettiği ürünün yanında, bir bütün olarak tüketiciye sunulan kalite, fiyat ve güvenilirlik kavramlarını da ihtiva etmektedir.


Ülkemizde marka, patent, endüstriyel tasarım ve coğrafi işaretlerin tescili konusunda kişi ve kuruluşların bilinçlendirilmesi konusunda neler yapılmalıdır?

 
Bu konularda öncelikle firmaların; global rekabetin ne denli çetin olduğunun ve rekabet arttıkça, benzerleri arasından sıyrılmaları ve akılda kalabilmeleri için hem teknolojik açıdan yenilik yaratmalarının, hem de güçlü bir markaya sahip olmalarının ne denli önemli olduğunun farkına varmaları gerekmektedir.

 Son yıllarda yapılan araştırmalar, ürün seçiminde tüketicinin tercihinin markalı ürünlerden yana olduğunu göstermektedir.

Bu da markalaşmanın artık şirketler için ne denli gerekli hatta zorunlu olduğuna dair önemli bir göstergedir.

 Ayrıca teknolojide getirilen bir yeniliğin ya da parlak bir fikrin taklidinin artık çok çabuk yapılabildiğini gözlemlemek mümkün.


Bu anlamda firmaların; buluşlarını ve bin bir emekle ve uzun sürede oluşturdukları ve kimi zaman neredeyse işletme sermayelerine yakın bir maddi değer taşıyan markalarını koruma altına almalarının hayati önem taşıdığını bilmeleri gerekiyor.


Bunun için firmalara koruma ile kazanacakları avantajlar ve aksi halde karşı karşıya kalacakları sorunlar her türlü bilgi ve uyarı kanalı kullanılarak anlatılmalıdır.

 
Markayı tescil ettirmenin yanı sıra tescilli markayı koruyabilmekte önemlidir. Markaları koruyabilmek adına firmaların ya da kişilerin ne gibi önlemler almaları gerekmektedir?

 Marka koruması tescil yoluyla elde edilebilir. Bir markanın tescil ettirilmesi, özellikle aynı ya da karıştırılabilecek şekilde benzer bir marka ile ihtilaf oluşması halinde koruma sağlayacaktır.

 Marka tescili zorunlu olmamakla birlikte, tescil, sahibinin marka üzerindeki haklarını ispatlayan ve koruyan en önemli araçtır. Bu nedenle bütün dünyada marka tescili önemle tavsiye edilmektedir.

 Birçok kimse, ticari unvanının ve ticari işletmenin ticaret sicilinde tescilinin, eşzamanlı olarak marka koruması anlamına geldiğini düşünmektedir. Bu çok yaygın bir yanlış düşüncedir.

 Firmanın ticaret sicile kaydı, marka koruması sağlamaz. Bir firmanın ticari unvanı şirketin yasal yapısını tanımlarken, marka, şirketin ürününü/ürünlerini benzerlerinden ayırt etmeye yarar.

 Markayı oluşturmak ve rakiplerin arasından sıyrılmak kadar, sahip olunan markayı korumak da gereklidir ve bu sürekli bir çabayı gerektirir.

 Tescil edilen bir marka başvuru tarihinden itibaren 10 yıl süre ile korumadan yararlanır. 10’ar yıllık sürelerle yenilenmek suretiyle tescilli bir marka sınırsız bir süre ile korunabilir.

 Ancak marka tescil edildikten sonra iyi ya da kötü niyetle de olsa benzer isim, şekil veya logolar ile müracaatları yapılabilir.

 Bunun için marka sahiplerinin Türk Patent Enstitüsü’nün aylık olarak yayınladığı resmi markalar bültenini izlemeleri ve kendi markalarına benzer olan markalara itiraz süresi içerisinde itiraz etmeleri gerekmektedir.

Aksi halde bu markaların tescili kesinlik kazanacak, bu durumda markanın iptali için yasal yollara başvurmak gerekecektir.

 Sınai mülkiyetin etkin ve yaygın kullanımını sağlayarak Türk sanayi ve teknolojisini küresel rekabette öne çıkarmak; dünyada sınai mülkiyet haklarının gelişimi için Avrupa'da örnek ve model kurum olmak vizyonuna sahip olan, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na bağlı bir kuruluş olan Türk Patent Enstitüsü’nün çalışmalarının İzmir Ticaret Odası’na kayıtlı firmalara duyurulması için aktiviteler yapılabilir mi?

 Biz zaten bunun için çalışmalar yapıyoruz.

 Patent Enstitüsünün uzmanlarını ve üyelerimizi sık sık belli platformlarda buluşturarak üyelerimizi sınai mülkiyet hakları konusunda bilgilendirmeye ve bilinçlendirmeye çalışıyoruz.

 Ayrıca söz konusu Enstitü’nün bilinçlendirme kampanyaları çerçevesinde başlattığı çalışmalarda da kendileriyle işbirliği içindeyiz.

 Bu konuda Odamız uzmanlarının hazırladığı ve Odamızın süreli yayınlarında yer alan raporlar da mevcut.

 Ayrıca Odamızda, Odamıza başvuran üyelerimizin sınai haklar konusundaki sorularını yanıtlamak suretiyle uzmanlarımız kanalıyla danışmanlık hizmeti veriliyor.

 İthalat ve ihracat sürecinde markalaşmanın kişi ve kuruluşlara sağladığı avantajlar nedir?

 Günümüz dünyasında giderek ülkelerarası sınırların kalkmasıyla, ticaretteki sınırlar da ortadan kalkmakta, neredeyse ulusal ve uluslararası şirket tanımı kaybolmaktadır.

 Artık üretimde; kalite ve sürekliliği prensip edinmiş, markasının, ürününün ya da eserinin tescilini yaptırarak hukuki haklarını güvence altına alan dünya şirketleri var olmaktadır.

 Bu nedenle ülkemizde ve tüm dünyada markalaşmanın ve marka tescilinin giderek daha fazla gündemi meşgul eden ve önem kazanan bir konu durumunda olduğu söylenebilir.

 Markanın bir firmanın ulusal ve uluslararası arenadaki sigortası olduğu unutulmamalıdır.

Firmaların rekabet ortamında hayatını devam ettirebilmeleri için, mümkün olan her sektörde özgün markaların yaratılması ve bu markaların yaşatılması gerekmektedir.

Ancak bütün sınai mülkiyet haklarında olduğu gibi marka tescili ve koruması da ulusal nitelikli haklardandır.

Dolayısıyla, tescilli bir marka için tescilden doğan haklardan sadece tescil edildiği ülke sınırları içerisinde yararlanılabilir.

 Bu nokta da firmaların gerek ihracat yoluyla ürünlerini dünyaya sunabilmeleri, gerekse yaptıkları ithalatlarda sorun yaşamamaları bakımından ulusal ve uluslararası marka tescilinden yararlanmaları önem arz etmektedir.

Diğer ülkelerde de tescilin sağladığı haklardan yararlanabilmek için markaların faaliyette bulunulan bütün ülkelerde ayrı ayrı tescil edilmeleri gerekir.

Taklit mal ve ürünleri piyasaya sürerek haksız rekabet teşkil eden davranışlar içine giren kişilere ve şirketlere uygulanan yaptırımların yanı sıra bu davranışlarının sonlandırılması veya en aza indirilmesi için ne gibi çalışmalar yapılabilir?

Genişleyen ticaret hacmi ve rekabet; artık emek yerine, bilgi, yaratıcılık, araştırma-geliştirme faaliyetlerine ve yüksek teknolojiye öncelik kazandırmıştır.


Ancak aynı gelişmeler, ürünlerin hak sahibi olmayanlarca kullanımını ya da kopyalanmalarını da kolaylaştırmıştır.

Böylece haksız ticari kazanca yönelenlerin sayısı artmıştır.

Düşünce ve ürünlerin diğer kişilerle paylaşılmaları ve kazanç amacıyla ticarete konu olmaları söz konusu olduğu zaman korunmaları da gündeme gelmektedir.

 

Buluşu yapan veya eseri ortaya çıkaran kişi veya kurum doğal olarak çalışmalarının karşılığını almalı, başkaları izinsiz veya bedelsiz bu ürünlerden yararlanmamalıdır.

 

Aksi takdirde, yaratıcılık teşvik edilemediği gibi, yeni buluşların, tasarımların ve yeni sanat eserlerinin ortaya çıkması için özendirici bir unsur kalmayacaktır.

 

Eğer buluş, patent sahibine yeterli kazanç getirmeyecekse, araştırmacıların yeni buluşlar üzerinde çalışmalarının teşvik edilmeleri ve firmaların AR-GE faaliyetlerine yönlendirilmelerinden söz edemeyiz.

 

Bu nedenle firmaları bu hususlarda bilinçlendirmek önem arz etmektedir.

 

Firmaların bir ürünü ya da bir buluşu tamamen ya da kısmen taklit etmelerinin; hem ahlaki açıdan bir zafiyet doğurduğunu, yani bunun bir nevi hırsızlık olduğunu, hem de bunun bir takım hukuki ve yasal sonuçlar doğuracağının bilinmesi önemlidir.

Taklit ürünlerle mücadele için, patent hakkı ihlal edilen patent sahibi, ihtisas mahkemeleri olarak hizmet veren “Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri” ile “Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemeleri”ne başvurabilir.

Ülkemizde şu ana kadar İstanbul’da 5, Ankara’da 4, İzmir’de 1 olmak üzere toplam 10 adet ihtisas mahkemesi mevcuttur.


Eğer bulunulan ilde bu mahkemeler yoksa, asliye hukuk ve asliye ceza mahkemelerine başvurulması gerekir.

Ülkemizin şu an içinde bulunduğu ekonomik durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ülkemizdeki ekonomik sıkıntıları değerlendirerek markalara ağırlık veren ve yatırımlarını arttıran firmaları destekliyor musunuz? Aksi yönde davranan şirketlere tavsiyeleriniz nelerdir?



Hep söylediğimiz gibi, kriz dönemleri aynı zamanda bazı açılardan fırsat dönemleri olabilir.

Neredeyse tek bir pazar haline gelen dünyada firmalar, hizmet kalitelerini arttırmak ve markalaşmak suretiyle rakipleri arasından sıyrılmaya ve fark yaratmaya çalışıyorlar.


Ayrıca artık firmalar sadece yurt içindeki işletmelerle değil, yurt dışındaki firmalarla da rekabet etmek durumundalar.


Bu durum, küreselleşen dünyada mal ve hizmet sunma anlayışının da değişen şartlara süratle uyumunu ve özgün olmayı gerektiriyor.


Özellikle ihracat yapan firmaların kriz dönemlerinde hedef pazarlarını değiştirmeleriyle, o pazarların taleplerine uygun ürünleri geliştirmeleri gerekiyor.

Ayrıca daralan yurt içi ve yurt dışı pazarlarda kendilerine yer edinebilmeleri için yenilikleri takip etmeleri, yaratıcı olmaları ve markalaşmaları her zamankinden daha fazla gerekli hale geliyor.

Bu çerçeve de firmalar, ar-ge faaliyetlerini arttırmaları ve markalaşmaları bakımından kriz dönemlerde daha fazla desteklenmeli ve teşvik edilmeliler.

Marka ve patent sektöründe daha iyi hizmet verebilmek adına bize ne gibi önerileriniz verebilirsiniz?

Daha önce de belirttiğim gibi hem markalaşmanın, hem de ar-ge faaliyetlerine önem vermenin yanı sıra kişilerin hem ürünlerine, hem de isimlerine verdikleri emekleri çalınmaması için korunmanın ne denli gerekli olduğunun ve korumanın avantajlarının iyi anlatılması gerekiyor.


Aynı zamanda bu korumanın ihlali durumunda firmaların kendi haklarını nasıl savunacakları ya da patentli bir ürünün taklidi durumunda karşılaşacakları yasal ve maddi yaptırımların iyi anlatılması hususu patent ve marka sektöründe faaliyet gösteren firmaların önceliği olmalı.

Ayrıca tescil yaptırmak isteyenlere patent ve marka konusunda danışmanlık hizmeti veren ve vekillik görevini üstlenen firmaların sağlayacağı avantajların iyi anlatılması da çok önemli.
 
    
      
Web tasarım Algoritma